Ali Ünal: "Çalıyor ama çalışıyor"

Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal bugünkü köşe yazısında, Prof. Dr. Hakan Yılmaz’ın son yıllarda gerçekleştirdiği çok konuşulacak toplumsal araştırmasına yer verdi.

Toplumun AKP iktidarlarında daha önce hiç yaşamadığı oranda ahlâkî? manevî erozyon yaşadığını belirten Ünal, toplumdaki çöküşün tedricî olduğu için insanların farkına varmadığının ve “çalıyor ama çalışıyor” anlayışının tayin edici faktör olduğunun altını çizdi. Ünal, Türkiye’deki Müslümanların artık büyük ölçüde dini sosyal ve ekonomik hayatına karıştırmayan seküler bir anlayışa sahip hale geldiği vurgulayarak çarpıcı bir araştırma sonucunu ortaya koydu;
“Prof. Dr. Hakan Yılmaz ’ın araştırmasına göre, intihar olaylarında % 36, kokain kullanmada % 572, esrar kullanmada son beş yılda % 140 artış meydana geldi. Resmî fuhuş % 700 civarında artarken, İstanbul’da yapılan resmî bir çalışma, lise öğrencilerinin % 45’inin sigara, % 32’sinin alkol, % 9’unun da uyuşturucu kullandığını ortaya koydu.Aile kurumu, çökmenin eşiğine geldi.”
 
İşte Ali Ünal ‘ın ‘Çalıyor ama çalışıyor’ isimli köşe yazısı;
Çoğu insan, seçimlerde ahlaki kriterlere göre bir tercihte bulunulacağını zannediyordu.
Yapılan anketler, halkın % 70’inin hükümetin yolsuzluk yaptığına, % 79’unun da Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvetin yaygınlığına inandığını ortaya koyuyordu. Fakat bu rakamlara dâhil bulunan önemli miktarda insan, AKP’ye “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyerek rey verdi. Bu insanlardan hiç kimse, kendi yanında çalıştırdığı ve ücretini ödediği bir insanın malından çalmasına kesinlikle göz yummayacaktır.Şahsî malından çalınmasına göz yummazken, kamunun, bütün bir milletin malından çalınmasına göz yummak, bu ölçüde bir bencillik, içinde bulunduğumuz manevî?ahlâkî durumu anlamak açısından ibret vericidir.
1750’lerde İstanbul’da İngiliz Büyükelçisi olarak bulunan Sir James Porter, Türkiye’de yol kesmek, ev soymak, dolandırıcılık, yankesicilik gibi vak’alara rastlanmadığını, hırsızlığın insan haysiyetine yakışmayan bir şerefsizlik ve alçaklık sayıldığını yazar. O gün öyle iken, bugün niye çarşıda, pazarda, hem de dindarlık iddiasındaki insanlara dahi güvenemeden, aldatılmaktan emin olmadan alışveriş yapamayacak hale geldik?
Cumhuriyet, nihayet çökmüş bulunan bir sistemi ortadan kaldırmaya çalışırken, yerine geleneği, medeniyet kurucu ebedî değerleri, kültürü, ekonomisi, sosyolojisi, siyaseti, eğitimi, şehirciliği ve iskân politikaları olan özgün ve sağlam bir sistem kuramadı. Üstüne üstlük, dini de kendine uydurdu. Resmî ve sivil din eğitimi, öğretimi ve dine hizmette, dinin çok önemli olan muamelât ve davranış kaidelerine gereken önem de verilmedi. Çok partili siyasî tarihimizde sürekli ekonominin öne çıkarılması da bunlara eklenince, Türkiye Müslüman’ı artık büyük ölçüde dini sosyal ve ekonomik hayatına karıştırmayan seküler bir anlayışa sahip hale geldi. Yapılan bir ankette AKP’ye oy verdiğini söyleyenlerin % 85,2’si, kararında ekonomik durumun etkili olduğunu söylemektedir. Ayrıca, halk üzerinde baskı ve onu tepeden şekillendirmeye çalışma, insanların karakterini bozar. Cumhuriyet’in uzun yıllar güce, askerî vesayete dayalı baskıcı tavrının bir karakter tefessühüne sebep olmadığı da söylenemez.
Toplumumuz, AKP iktidarlarında daha önce hiç yaşamadığı oranda ahlâkî?manevî erozyon yaşadı. Bu yıllarda, Prof. Dr. Hakan Yılmaz’ın araştırmasına göre, intihar olaylarında % 36, kokain kullanmada % 572, esrar kullanmada son beş yılda % 140 artış meydana geldi. Resmî fuhuş % 700 civarında artarken, İstanbul’da yapılan resmî bir çalışma, lise öğrencilerinin % 45’inin sigara, % 32’sinin alkol, % 9’unun da uyuşturucu kullandığını ortaya koydu. Aile kurumu, çökmenin eşiğine geldi. Ne var ki, bozulma ve çöküş tedricî olduğu için insanlar bunun farkına varmadı, her çöküş merhalesini tabiî gibi saydı ve hâlâ kendisini dindar görmeye devam etti.  Ve “Çalıyor ama çalışıyor” anlayışı tayin edici faktör oldu. Bu gerçeklerin tarif ettiği nesillerin çeyrek asır sonra Türkiye’de sorumlu mevkilere geldiklerinde ülkenin içine düşeceği durumu nazara aldığımızda, bugün “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diye tercihte bulunanların bizzat kendi çocuklarına nasıl bir gelecek ve nasıl bir ülke bırakmakta olduklarını düşünmek ürperti vericidir.
 
Kur’ân-ı Kerim’de “Bir millet, iç dünyasını değiştirmedikçe, Allah da onların halini değiştirmez.”; hadis-i şerifte ise, “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” buyrulur. Bir ülkede piramidin zirvesi mesabesindeki yönetimin karakteri, esasen piramidin tabanının karakterini de gösterir;sütün üzerinde süt, şapın üzerinde şap kaymağı bulunur. Öyleyse, bütün himmeti ve gayreti öncelikle tabanda iç eğitimine hasretmek gerekiyor.

CEVAPLA